Klorofevil

Marmelat Ailesi yeni bir güne uyanmıştı. Serap yumurta kaynatıyor, Hayali ise masaya kahvaltılıkları taşımayı bitirmiş; tabak, kaşık, çatal diziyordu. İş arasında da bakışıp, gülüşmeyi ihmal etmiyorlardı. Çiçeği burnunda çiftimizin küçük oynaşmaları televizyondan gelen son dakika sesiyle bölündü. Yeni bir salgın hakkındaki habere dikkat kesildiler. Son günlerde salgınlar pek modaydı.

Önce durumu yayından zannetseler de haberi sunan muhabirin bir rahatsızlığı var gibiydi. Prompterdan birkaç cümle okuyor, duraksıyordu. Acı içerisinde şekilden şekle giriyor, yüzü gözü kabarıyordu. Bu garip sunum; muhabirin muhtelif yerleri yeşil bir jöle gibi kameraya yapışana kadar devam etti. Stüdyodan yükselen çığlıkların ardından, ekrana prompterda akmakta olan metin verildi:

“Dün gece Korp Biyoteknoloji Anonim Şirketi ARGE Laboratuvarı’nda sebebi henüz belirlenemeyen bir patlama meydana geldi. Laboratuvarda büyük hasar oluşurken; nöbette olan iki üst düzey sorumlu Harald Hauck ve Levent Lokman’dan hala haber alınamıyor.

Bir süredir laboratuvardan modifiye virüs sızıntısı olduğu yönündeki söylentiler ise araştırılmaya devam ediyor.

Konuyla ilgili Korp Şirket’i Türkiye yetkililerinden henüz resmi bir açıklama gelmezken sabah hayli gergin oldukları dikkatlerden kaçmadı.

Bilindiği üzere patlayan ARGE Laboratuvarı’nda Reston ebolavirüs, dünyadaki kaynak ve açlık sorunları hakkında çalışmalar yürütüyordu.”

“Belki de bir tür komplo teorisidir ha Hayali… Ne dersin?”

“İnşallah öyledir hayatım. Aksi halde; biyolojik bir Çernobil yaşayacağız demektir.”

“Akşamdan beri nette neler dönmüş bir bakalım.”

İkisi de telefonlarına sarıldı.

En çok paylaşılanlar; Korp Biyoteknoloji Anonim Şirketi’nin ARGE Projesi Tanıtım Videosu:

“Açlık sorununa çare olmak için çalışanlarımız gecesini gündüzüne katarak; hayvan hücresine klorofil sentezleten yeni nesil viral bir vektör geliştirdiler. Bu sayede hayvan hücreleri de fotosentez yapabilecek. Artık mor ışık altında fotosentez yapabilen modifiye Vero (yeşil maymun böbrek) hücre kültürlerini kullanarak gelecekte yaygınlaşacağını bildiğimiz besin haplarının seri üretimini gerçekleştirebileceğiz.

Projemizle ilgili bazı bilim insanlarının çekinceleri ve itirazları olsa da çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüp bu büyük başarıya ulaştık.

Reston ebolavirüs insanda hiçbir semptom göstermeyen güvenli bir virüstür. Sizi temin ederiz. Endişeler tamamen yersiz.

Bu projeyle hem doğayı hem de açlık çeken insanları kurtaracağız.”

Videonun altındaki birtakım yorumlar:

“Semptom göstermiyor mu?  Sabah muhabir kadın herkesin gözü önünde patlayıp jöleye dönüştü yahu. Nereye semptom göstermiyor.”

“Güvenilir virüs, lol.”

“Yeni bir pandemi mi? Ekonomimiz çok kötü etkilenecek.”

“İşte bunlar hep dış mihraklar.”

“Bilim bile popüler olunca bozuyor. Alın size popüler bilim işte. Araştırmaya fon lazım tabii. İyisi kötüsü olmaz, reklam olsun diye böyle absürt şeyler yapıyorlar. O kadın şimdiye Miami’ye tatile gitmiştir.”

“Ne ekonomisi ne Miami’si hemşerim, az önce markette makarna alırken; muhabir kadın gibi sekiz kişi patladı.”

“Kriz kapıda, tabii krizden etkilenecek vatandaş kaldıysa.”

“Sadece güneşi görseniz yeter.”

“Maske takanlar da patlıyor.”

“Klorofevil.”

“Önce kadınlar ve çocuklar. Dünyanın sonu geldi !!!!!”

“Kıyamet!”

“Yeşil Kıyamet!”

Videonun altında benzer yorumlar uzayıp gidiyordu. Serap ile göz göze gelen Hayali:

“Hava kararana kadar evde bekleyip, sonra dışarıda neler döndüğüne bir bakalım.” dedi.

“Ben karanlıkta dolaşmaktan hazzetmem. Annem gecenin şahidi ispatı olmaz derdi.”

“Yorumları sen de gördün hayatım. Güneşi gören patlayıp fukara sümüğü gibi yere yapışıyormuş. Aynısının bize olmayacağı ne malum. Şimdilik evde bekleyip, tenhalaşınca bir koşu etrafı kolaçan ederiz.”

“Karanlıkta çok durmayacağız ama. Söz mü?”

“Söz. Sen kaşla göz arasında yeşil rimel mi sürdün. Vallahi pes.”

“Ne ri-me-li Ha-ya-li.” demeye kalmadan Serap nöbet geçiren bir sara hastası gibi koltuğa yığılıp titremeye başladı. Acıyla inliyor, anlamsız sesler çıkartıyordu. Ten rengi ise giderek yeşile dönüyordu.

Hayali başı kesik tavuk gibi bir ambulansı aramaya yelteniyor, bir Serap’ın ateşine bakıyordu. Elini Serap’ın alnına koyduğu ikinci sefer kendi ten renginin de değişmeye başladığını fark etti. Telefonuna uzanmaya kalmadan olduğu yere yığıldı.

“Ah! Başım çatlıyor.”

“En azından henüz patlamamışız.”

“Hayatım jöle olup patlamamışız ama sen roka gibisin.”

“Sen de yeşil zeytine dönmüşsün Hayali.”

“Muhtemelen virüs herkes gibi bize de bulaşmış.”

“Ne olacak şimdi.”

“Evde kalacağız hayatım başka çare yok.”

“Reston virüs diğer primatlarda hastalık yapıyor; ancak insanda asemptomatik seyrediyor. Ha ha! Ne saçma argüman ama. Virüsün bu özelliği sayesinde neredeyse tüm dünya hasta olduğunu haberlerden öğrendi. İşte buna içilir. Manşetleri görür gibiyim; Korp Şirketi yaşananları bir sır olarak saklamaya çalışsa da güneş balçıkla sıvanmaz.” dedi Harald.

“Modifiye Reston virüs hücreye girip ribozomlara klorofil sentezletiyor. Mor ışıkta bekletilen hücrelerin besin konsantrasyonu yüksek seviyelere ulaştığında; selüloz ya da peptidoglikan çeperi olmayan hayvan hücreleri patlıyordu. Geride kalan besince zengin sıvı yoğunlaştırılarak gıda hapları üretiliyordu. Masal gibi proje değil mi?” dedi Levent.

“İnsan oğlu iki yüzlü işte.”

“Onu da nerden çıkardın.”

“Çocuğuna oyun oynadığı için kızan babalar; bütün gece kahvede okey oynar da ondan. Ya da çevreye en çok zararı veren büyük şirketler doğayı koruma ve sürdürülebilirlik adı altında bir sürü önemli toplantı yapar da sonuçta yine hiçbir şey değişmez.

Hem zaten doğanın korunmaya ihtiyacı mı var? Komik bir söylem. İnsanoğlu doğanın gücünden korktuğu için teknoloji bu denli gelişti. Güçlü olan hayatta kalır. Önce biz kendimizi koruyalım da.”

“Tanrıcılık oynadık ve feci yanıldık. İçinde insan olan her sistem gibi bizimki de kusurlu Harald. Tamahkarlıktan göremedik ve sonunda koca bir duvara tosladık.”

“Arabanın içinde bir süre güneşten sakınsak da hücrelerimiz kararsızlığa daha fazla dayanamayacak. Amaçsız birer jöleye dönüşüp gideceğiz. Olan oldu artık dostum, hepsini boş verelim gitsin.” dedi Harald.

“Olması gerektiği gibi.” dedi Levent. Ve İki arkadaş jöle olup arabanın camından beraberce aktılar.

Hoş geldiniz dostlar! Kısa sürede atmosferdeki oksijen oranı arttı, insan nüfusu patlayanların çok olması neticesinde hayli azaldı.

Sürekli besin maddesi sentezleyen hücrelerin viskozitesi artar. Sitoplazması jelleşir. Sentez devam ederse hücre morfolojisini koruyamaz. Hücre çeperi yoksa, hücre zarı oluşan bu basınca daha fazla dayanamaz ve patlar. İlk ölümler işte tam olarak böyle gerçekleşti.

Hyperoxia, oksijen zehirlenmesi. İkinci tip ölümlerin sebebiydi. Birçok insan vücut sıvılarındaki fazla oksijeni kaldıramadı.

Yağma, karmaşa, kavga ve ölümlerin ardından doğa her zamanki gibi yeniden dengeye geldi. Tabii bu süreç biraz uzun sürdü.

Bu yeşil patlamadan sonra hayatta kalan bir avuç insan karanlıkta yaşamaya ve aksam üzeri sokağa çıkmaya başladı. Hem solunum hem fotosentez maliyetliydi, su ihtiyaçlarımız artmıştı. İşin iyi tarafı artık birazcık güneşlenip su içerek yaşanabiliyor.

Ne olursa olsun insan adaptasyon yeteneği güçlü olan bir canlı. Kaos ve ölümlerin ardından yepyeni bir medeniyet boy verdi. Besin artık insan için temel bir ihtiyaç olmaktan çıktığından, çoğu insan artık büyük şirketler için çalışmıyor. Eli ekmek tutan tabirinin yerini beş dakika güneşe çıkan aldı diyebiliriz. Haddinden fazla olan üretim sektörü büyük ölçüde durdu.

Ten renkleri yeşil ve kahve tonlarda. Gıda ve turizm sektörleri de değişmek zorunda kaldı.  Artık mor ışıklı hızlı fotosentez lokantaları, mineralli su banyoları var. Klorofil yeşil ışığı yansıttığından bu dalga boyunda nerdeyse hiç fotosentez olmuyor. Güvenli ışığın rengi yeşil. Evlerde ve sokaklarda aydınlanma için yeşil ampuller moda.

Önceleri dünyanın sırtındaki sarmaşıklar, aç gözlü ejderhalar gibiydik. Şimdi fazlasına göz dikenlerimiz patlıyor. Eski ihtişamlı günlerine dönmek isteyen bazı siyasetçilerin ve güçlü şirketlerin hayvan hücrelerine çeper yapmak için gizli çalışmalar yürüttüğü kulağıma gelen duyumlar arasında.

Onlara diyebileceğim tek şey istemez eksik olsunlar:

“Asalak bir sarmaşık olma sakın. Varsın boyun olmasın bir söğüdünki kadar, yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var.”

Klorofevil podcastini dinlediniz. Yemyeşil günleriniz olsun!

2023 FABİSAD – GİO Ödülleri Aday Hikayesiydi, Ödül Kazanamadı.

Yorum bırakın