Şoval Bölüm 2 – Abi

Portal büyüsünün olmadığı ilkel diyarlardan birinde olduğum aşikardı. Portal yoksa nerede olduğumun pek bir önemi de yoktu. Büyücüler bölgesinin son dönem sağladığı imkanlar, yeni nesil şovalyeler olarak bizleri seyahat konusunda haddinden fazla rahatlatmıştı. Bize sağlanan kolaylıkların etkisiyle çoğumuz gezegenler coğrafyasını unuttuk. Taşımacılar ve Kraliyet Bölgesindeki bir kaç seçkin dışında; yıldız haritası okuyabilen kalmadı. Günümüzde yıldız haritası okumaya çalışmak bile çok zorlayıcı. Uzun lafın kısası portal büyüsü halkımızı bir gecede cahil bırakmıştı. İtiraf etmeliyim; kazara önümde bir portal belirmezse, gezegenime dönüş yolunu bilmiyorum.  

Mevcut kaos içerisinde, sahip olduğum en güvenilir kaynak kendine kahveci diyen Cahit Abi idi. Cahit Abi bu gezegeni “Dünya” diye tanımlamıştı. Dünya ilkel diyarlardandı. Başka bir alternatif olmadığı için bu ilkel diyarda bir müddet misafir olmam icap ediyordu. Bedavacı olarak yaşamak şovalye onuruma yakışmazdı. Görevlere ihtiyacım vardı. Bir yandan da bu diyarda şovalye varlığını araştırmam, eğer varsa onlardan bu ilkel diyarın portal yerini öğrenmem gerekiyordu.

Görev seçerken yapmış olduğum büyük hataya ve Danışman 56’nın hala emekli olmamış olmasına hala hayıflanıyordum. Şu anda bilmediğim bir gezegende, tam olarak anlamadığım işler peşindeydim. Umutsuzluk içinde başına daha kötü ne gelebilir ki Şovalye A-217 diye düşünüyordum ki; Cahit Abi yanıma geldi. Yanlış anlaşılmak istemem başıma gelen daha kötü şey Cahit Abi değildi.

     “Şoval’im CV ne bilmem; ama bak bizim kırtasiyeci Necati var, o bilir öyle işleri. Sen iki sokak ilerden sola dön, Neco Kırtasiye tabelası çıkacak karşına. Gir dükkana Cahit Abimin selamı var de, sana yardımcı olurlar.” dedi.

     “Hemen gideyim o zaman Cahit Abi, zaten yapacak daha iyi bir işim yok.” diyerek çevik bir hareketle doğruldum. Cahit Abi irkildi. Dikkatli olmam gerekiyordu. Şarap etkisini yitirdikçe şovalye reflekslerim güçleniyordu.

En kötü açıklama hiçbir açıklama olmamasından iyidir diyerek Cahit Abinin tarif ettiği kırtasiyeye doğru yolla çıktım.

Güneşin yükselmeye başlamasıyla insanlar da dışarı çıkmaya başlamışlardı. Sabahki tenhalıktan eser yoktu. Beni yolda görenler dönüp tekrar bakıyor, gençlerin kimisi yüzüme gözüme ışık tutarak sanıyorum benimle eğleniyorlardı. Bu insanlar Cahit Abi gibi vakur ya da güvenlikçi gibi umursamaz değillerdi. Rahatsızlığım hızla artıyordu. Kalabalığın içinde çırılçıplak, yapayalnız kalmış hissediyordum.

İki sokak boyunca gacır gucur sesleri ve ışıklar eşliğinde yürüdüm. Sola dönüp Neco Kırtasiye tabelasını gördüğümde tarifsiz şekilde rahatladım. Cahit abinin bahsettiği yere sonunda ulaşmıştım. İki sokaklık bu yol bana ömür gibi gelmişti. Gururum hiç bu kadar ayaklar altına paspas olmamıştı.

Kararlı adımlarla kırtasiye denilen dükkana girdim. Işıklar saçan ilginç cihazların arasında oturan bir genç sesimi duyunca “Buyurun!” deyip bana doğru döndü. Yüzünde aynı anda hem şaşırmış hem de eğlenmiş bir ifade vardı.

     “Cahit Abimin selamı var. CV ne demek?” dedim. Gencin bana ışık tutmasına fırsat vermeden.

     “Abi yan tarafa geçelim, sana Necati Abi baksın abi.” dedi genç. Ne çok abi diyordu bu genç. Bu diyarın gençleri gerçekten çeşit çeşit.

Genç yandaki kapıyı açtı, buyur abi minvalinde bir hareket yaptı. Garip bir biçimde hareketleriyle bile abi diyebiliyordu.

Epey dar olan odaya girdim. Etrafa saçılı kağıtlar, ışıklı cihazlar, koltukta rengarenk lekeler ve masanın ardında sandalyesiyle tamamen bütünleşmiş iri yarı bir adam orada beni bekliyordu.

Genç içeri girmeden “Neco abi, abiye sen baksana” dedi. Usanmadan abi demeye devam ediyordu. Belki de başkalarının gözüne ışık tutmadıkları zamanlarda bu diyarın gençleri bunu yapıyorlardı.

Adının Necati olduğunu tahmin ettiğim toplu adam “Semih! Kim oğlum bu değişik. Nerden buldun bunu” dedi.

     “Cahit Abi göndermiş Neco abi, CV çıkarttıracak galiba. Sen hallediver de ben şu spiralleri yetiştireyim.” dedi genç Semih.

     “Necati Abi, beni Cahit Abi yolladı CV ne demek?” dedim. Ne çok abi demiştim, bulaşıcı bir hastalık sanıyorum bu. (Abi,abi,abi,…)

     “O ufak iş, onu çözeriz de; sen ne ayaksın oğlum? Kamera şakası mısın?, Sosyal deney misin?, Anime misin?, Animatör müsün? ” dedi sandalyeli kırtasiye Necati. Bu çıkışıyla zihnimdeki abi döngüsünü bozmuştu.

     “Efendim ben Şoval” diyerek kahveden aldığım ilkel yazılarla dolu kağıdı çıkarıp gösterdim. “AVM deki şu görev için başvurdum; ancak benden CV denen şeyi istediler. Cahit Abi, Necati bilir diyerek beni buraya yönlendirdi.” dedim.

Necati doğruldu duvardaki beyaz kutunun kırmızı düğmesine basılı tutarak konuştu. Sanırım benimle konuşmuyordu. Kutuya doğru : “Cahit ne ayak bu?” dedi.

     “Kahvede kafa üstü düştü; ama dürüst çocuk Necati. İş için bir şeyler istemişler hallediver.” dedi Cahit Abi’nin sesi. Gerçekten çok ilginçti; Cahit abi yoktu; ama odada sesi vardı. İlkel diyarlar gizemle dolu.

     “ Animatörsün yani. Hadi çözelim senin şu işi.” diyerek önündeki ışıltılı cihazın yanındaki küçük şeyi tutup oynatmaya, önünde duran tuşlara parmaklarıyla basmaya başladı.  

    “Adını Şoval yazdım sahne adım dersin. Daha yaratıcı olsak iyiydi ama zamanımız kısıtlı.” dedi.

     “Asıl adım Şovalye A-217 efendim.” dedim.

     “Tövbe tövbe.” diye iç geçirerek devam etti. “Daha önce yaptın mı böyle işler?, Tecrüben var mı? ” dedi.

     “Efendim ejderha ile savaşıp bir prenses kurtarmamış olsam da; şovalyelik mesleğinde yeni sayılmam. Yaklaşık beş senedir hayatımı idame ettirmeye yetecek kadar görev tamamladım.” dedim.

     “O kadar kazandırıyor mu ya bu işler?” dedi Necati şaşırarak.

     “Göreve göre kazandırdığı altın değişiyor efendim.” dedim.

     “Altın diyor bir de değişik. Ciddi ciddi dinliyorum ben de bunu.” dedi. Yanındaki aletten çıkan sesler kesildiğinde zafer kazanmış bir komutan edasıyla beliren kağıdı bana doğru uzattı.

     “Bak Şovalim, orta seviye İngilizcen ve prezentabıl oluşunla bu iş kesinlikle sende. B sınıfı ehliyetine hiç girmiyorum bile, düşün. Sen Neco abinin yazdıklarını hiç bozma; al bu kağıdı git görüş. Rahat ol. Sahne adım Şoval, rolde kalmayı seviyorum, şovalye olmak benim için bir tutku ben bunu iş olarak görmüyorum. Önemli olan şovalye ruhunu insanlara hissettirebilmek falan de görüşmede. İrtibat adresine kendi mail adresimi yazdım. Hayır haber gelirse Cahit’i ararım ben, hadi göreyim seni koçum. Bu CV ile hiç korkma.” dedi. Cihaza yazdırdığı kağıdı sebepsizce överken.

Elime aldığım kağıtta ilkel dilde bunlar yazılıydı. Okuduklarımın çoğuna anlam verememiştim; ama sonuçta görev başvurusu için gereken CV’yi edinmiştim. Necati Abiye teşekkür edip görev için AVM’nin yolunu tuttum… 

Yorum bırakın